Sevgili dostlar; rotamızı bu sefer M.Ö 11. yüzyıl ile M.Ö 6. yüzyıl arasında Orta Anadolu’da hüküm sürmüş başka bir uygarlığın kalbine çeviriyor ve antik dönem adıyla Dağlık Frigya’da, Friglerin izlerini sürüyoruz. Frig Vadisi denilince aklınıza tek bir vadi gelmesin sakın. Frig Vadisi; Eskişehir-Afyon-Kütahya arasında yer alan, dağlık fakat verimli alüvyal topraklara da sahip, bünyesinde pek çok farklı anıtsal yapıları barındıran çok geniş bir coğrafya. Bu antik coğrafyayı gezmeye gelmeden önce mutlaka bölgenin iyi araştırılması ve turun iyi planlanması gerekir. Arazinin geniş olduğu kadar tenha ve kırsal olduğunu da belirtmeliyim. Biz geçtiğimiz yaz iyi bir planlama ile Friglerin dini merkezi “Yazılıkaya” dahil, önemli pek çok Frig anıtını bir günde gezebildik. Ama çok daha detaylı bir gezi için elbette ki birkaç günü gözden çıkarmak gerekir. Rotamız Eskişehir’den Afyon’a doğru olduğu için gördüğümüz yapıları bu rotaya göre sırayla yazıyorum.
1- Gerdekkaya Mezar Anıtı:
Eskişehir-Seyitgazi’den Yazılıkaya Şehri’ne doğru giderken Çukurca köyünü geçtikten hemen sonra sağ tarafta yer alan tabela bizi toprak bir yola sokuyor. Biraz ilerledikten sonra büyük bir kaya kütlesine oyularak yapılmış Dor düzenindeki tapınak biçimli mezar bütün etkileyiciliği ile kendini uzaktan bile göstermekte. Helenistik Dönem’e (M.Ö 3-1) tarihlenen mezar, sütunlarından anlaşılacağı üzere daha sonra restore görmüş. Anıtsal giriş holünün arkasında yan yana duran iki adet mezar odasını gezerken görüyorum ki duvarların hemen hemen her yerine saçma sapan yazılar yazılmış. Hatta giriş holünün olduğu yerde ateş bile yakılmış. (Fotoğraflarda görülebilir) Yapı ile ilgili adam akıllı bir bilgilendirici metin yok. Ana yola yakın olmasına rağmen yolu yapılmamış. Yapıya ve çevreye maalesef bir ilgisizlik ve kaderine terk edilmişlik havası hâkim. Gördüğümüz şu tablo bizi sonrası için korkutmuyor değil. Umarım diğer yapılarda da aynı manzara ile karşılaşmayız diyor ve Gerdekkaya’dan üzülerek ayrılıyoruz.
2- Arezastis (Küçük Yazılıkaya) Anıtı:
Bir sonraki durağımız Küçük Yazılıkaya olarak da bilinen Arezastis Anıtı. Yolun kenarına arabayı park ettikten sonra ormana doğru 2-3 dakikalık bir yürüyüşle anıta ulaşıyoruz. M.Ö 6.yüzyılda yapıldığı düşünülen anıtın üzerinde kim tarafından kime adandığını gösteren Frigçe bir yazıt bulunuyor. Üçgen alınlığıyla, beşik çatısıyla, tepe akroteriyle ve üzerindeki geometrik bezelemelerle birlikte anıt, Frig kaya anıtlarının bütün özelliklerini taşımakta. Yazılıkaya-Midas Anıtı ve diğer anıtlar gibi Arezastin Anıtı da aslında bir açık hava tapınağı. Anıtın ağaçların içerisinde yer alması da ortama ayrı bir güzellik katmış.
3- Midas-Yazılıkaya Anıtı:
Arezastis Anıtı’nı gördükten sonra yolculuğumuz Yazılıkaya’ya doğru devam ediyor. Yakın olduğu için 5 dakika içerisinde Yazılı köyüne ulaşıyoruz. Antik kent, köyün hemen yanında ve kente köyün içinden yürüyerek ulaşılıyor. Tek katlı kerpiç evlerin, tavukların ve ineklerin arasından geçerek binlerce yıllık tarihe doğru adımlıyor olmak insana biraz tuhaf geliyor. Artık kentin sembol kalıntısı haline gelen ve sosyal medya paylaşımlarında sıklıkla gördüğümüz o büyük Midas-Yazılıkaya Anıtı, uzaktan bile rahatlıkla görülebiliyor fakat yakınına gittiğimizde ne kadar görkemli ve etkileyici olduğunu çok daha iyi anlıyoruz.
Devasa bir kaya parçasına büyük bir ustalıkla işlenmiş anıt, Frig yapıtlarının şüphesiz en görkemlisi. M.Ö 6-7. yüzyıllara tarihlenen anıtın üzerinde “Midai” yazısı okunabildiği için anıta Midas Anıtı deniliyor. Burada bahsi geçen Midas, M.Ö 8. yüzyılda yaşamış, Friglerin efsanelere konu olan ünlü kralı Kral Midas değil tabii ki. Çünkü Midas sözcüğü Friglerde kralların kullandığı genel bir tabirdir. Anıtsal sunağın ön yüzü geometrik şekillerle süslenmiş. Üst tarafında üçgen alınlık ve birbirine bakan iki dairesel akroter yer alıyor. Alt tarafında ise kapıyı simgeleyen bir niş bulunmakta. Nişin içerisine muhtemelen dini törenler sırasında Ana Tanrıça Matar’ın (Kübele) bir heykeli konuluyordu.
Midas Anıtı’nı hayranlıkla bir müddet inceledikten sonra çevrede yer alan diğer önemli yapıları görmek için keşfe çıkıyoruz. Şansımıza hava kapatıyor ve hafiften yağmur döküştürmeye başlıyor. Birkaç gündür yaz sıcağında devam eden yolculuğumuz nihayet Yazılıkaya’da kapanan havayla biraz olsun nefes alıyor. Etrafta Kapadokya’yı andıran pek çok ilginç kaya oluşumları, kaya mezarları, sunak alanları görüyoruz. Özellikle kayalara oyulmuş tonoz örtülü devasa kaya tünellerinin bizi çok heyecanlandırdığını belirtmeliyim. Ben daha önce hiçbir antik kentte böyle bir yapı görmedim. Her ne kadar bu tüneller için sarnıç denilse de işin uzmanları o dönemde Ana Tanrıça’nın yeraltında yaşadığına inanıldığı için bu yeraltı tünellerinin dinsel törenlerle bir bağlantısı olması gerektiği görüşündeler. Buranın yaşanılan bir kent değil bir “kültmerkezi” olmasından ve bölgenin yeteri kadar yağış olmasından dolayı ikinci görüş çok daha mantıklı geliyor.
Kentte göze çarpan bir de tamamlanamamış bir kaya anıtı var. Kesin olmamakla birlikte bu da M.Ö 7. yüzyıldaki Kimmer istilaları yüzünden yarım kalmış olsa gerek. Yaklaşık iki saat boyunca serin havanın da yardımıyla Friglerin en önemli dini merkezi Yazılıkaya’yı rahatça gezip fotoğrafladık. Önümüzde daha görülmeyi bekleyen pek çok Frig Anıtı olsa da aklımız Yazılıkaya’da, kentten ayrılıyoruz.
4- Aslanlı Mabet ( Solon’un Mezarı):
Yazılıkaya’dan sonra bir sonraki hedefimiz olan Kümbet köyüne kısa bir sürede varıyoruz. Kümbet köyünde aslında görülecek çok tarihi yapı var fakat bizim fazla zamanımız olmadığı için önceliği Frig ve Roma dönemlerinden günümüze ulaşmış, anıtsal düzenlemesi ve kabartmalarıyla yine bölgenin en etkileyici yapılarından biri olan Aslanlı Mabet’e verdik. Gerçi anıt her ne kadar etkileyici olsa da ilk önce dikkatimizi anıt değil, yapıyla adeta bitişik vaziyette duran köy evi çekiyor. Hatta bir dönem mezarın içi depo olarak bile kullanılmış. Tarihle iç içe yaşamak ! böyle bir şey olsa gerek 😊 Anıtın üst tarafında, yüksek kabartma olarak işlenmiş akroterli üçgen alınlık ve ortada bir kalkan ile kalkanın her iki yanında birer kartal kabartmaları yer alıyor. Alınlığın altındaki tabula ansata içerisinde ise ortada bir krater ve kraterin her iki yanında karşılıklı aslan kabartmaları net bir şekilde görülebiliyor. Mezar, ismini ana odanın kapı lentosundaki yazıtta geçen Solon isminden alsa da anıta Aslan kabartmaları nedeniyle Aslanlı Mabet de deniliyor. Bir anıtta hem Frig hem de Roma izlerini görmek ne kadar da güzel. Umarım günümüz insanlarının izlerini de görmeyiz diyor ve artık azalan zamanımıza birkaç hazine daha sığdırabilmek için hızlı bir şekilde Aslanlı Mabet’i de geride bırakıyoruz.
5- Aslantaş ve Yılantaş Anıtları:
Kümbet köyünden Eskişehir-Afyon yoluna çıkıp Afyon istikametine devam ediyoruz. Yaklaşık 20 km anayol üzerinde ilerledikten sonra yolun sağ tarafında bulunan Aslantaş-Yılantaş tabelası bizi önceki gezdiğimiz yerlere nazaran çok daha iyi bir yola sokuyor. Belli ki yol yakın zamanda yapılmış. Göynüş Vadisi’ne giden bu yol üzerinde görülecek pek çok Frig anıtı var. Yavaş yavaş kararmaya başlayan havayla vaktimiz daralırken üstüne bir de bardaktan boşanırcasına bir yağmur iniyor. Arabayı güç bela gördüğümüz Yılantaş tabelasına yakın uygun bir yere çekiyorum. Bir süre yağmurun durulması için arabada beklemekten başka çaremiz yok. Binlerce yıldır birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bu antik coğrafyada, tarihin ve doğanın kalbinde, aslında yağan yağmurla birlikte gezi bizim için çok daha farklı bir boyut kazanıyor. Hayır, hiç de şikayetçi değiliz. Aksine keyif aldığımız bile söylenebilir 😊
Bir ara dinen yağmuru fırsat bilip keşfe çıkalım desek de yeniden hızlanmasıyla kendimizi arabada bulmamız uzun sürmedi. Anlaşılan hava bize biraz daha beklememiz gerektiğini söylüyor, tabii bizi bir güzel ıslatarak😊 Yaklaşık 10 15 dakika sonra ise alandan tamamen çekilerek sahneyi bize bırakıyor. Yolun hemen kenarında devrilmiş ve ters dönmüş bir şekilde duran aslan kabartmasını görünce buraya neden Yılantaş Anıtı denilmiş, burası Yılantaş ise mutlaka buralarda bir yerde yılan kabartması vardır diye düşündük ama göremedik. Meğer parçalanan anıtın kapısında Medusa başlı yılan kabartması ile iki yanında mızraklarıyla yılana saldıran iki savaşçı betimlemesi varmış ve bu kabartmalar ters dönen kayanın altında olduğu için görülemiyormuş.
Etrafı biraz inceledikten sonra yağmurda Aslantaş Anıtı’nı fark edemeyip geçtiğimizi anladık. Aslantaş ve Yılantaş Kabartmaları hemen hemen yan yanalar. Fakat Aslantaş Anıtı çok daha sağlam bir şekilde günümüze ulaşmış. 11 metre uzunluğa 7 metre genişliğinde bir kayanın üzerinde ayağa kalkmış karşılıklı duran iki aslan M.Ö 8. yüzyıldan bu yana vadinin en görkemli kabartmalarından biri olarak hala duruyor. Dikkatli bir şekilde bakıldığında aslanların ayaklarının dibinde iki yavru aslan kabartması seçilebiliyor. Kayanın ortasında bir kapı boşluğu ve içerisinde bir mezar odası yer alıyor. Kapının hemen üstündeki kabartma hayat ağacı, onun da üstündeki kabartma ise iki yana uzanmış kanatlı güneş kursu olarak yorumlanmakta.
Güneş artık ufuktan aşağı doğru yavaş yavaş süzülürken günü Göynüş Vadisi’nde, binlerce yıllık kutsal Frig anıtlarının gölgesinde, içimizde yollarda olmanın ve keşfetmenin verdiği huzurla bitiriyoruz.
Görülecek daha pek çok tarihi zenginlik var bu coğrafyada. İlk fırsatta yeniden gelecek ve çok daha geniş bir zaman içerisinde eksik kalan yerleri tamamlayacağız 😊
Yararlanılan kaynaklar:
Anadolu Arkeolojisi / Ümit Işın
Phrygia / Bilge Umar